27 Oca 2011


en başından itibaren düşünmeye başlıyorsun,işe ilk yazından bu güne kadar yazdıklarını okuyarak giriyorsun,parça parça kaybettiklerini görüyorsun,"his"sizlik.
tam manasıyla bunu(hissizlik okuyorsun,yeni şarkılar keşfedemiyorsun,dinlediklerinle de yetinemiyorsun,cümleler de kuramıyorsun ne içini cız ettiren,ne heycan veren,ne de huzur.birşeyler birşeylerin üzerine geliyor,küçülüyorsun,azaltıyorsun,kitapları,dergileri,filmleri,iki kişilik hayatlara giriyorsan beynini küçültüyorsun.parça parça ilgilerini bırakıp bi odak seçmek zorunda kalıyorsun,böyle lan!boktan ilişki yaşamicaksan,(hadi gece sevişelim gündüz suskun takılalım.hayatlarımıza bakalım gibi)yani demek istiyorum ki önemli bişeylerini paylaşarak ilişki yaşıyosan,beyninin büyük bikısmı sevgiliye odaklanıyorsa,beynini küçültürsün,böyledir bu,sonra bi hassktir çekip noluya lan dersin?baya kızdığın,kıskandığın adama ve senin bu pembe rüyalı haline bakıp bi yüz buruştuyorsun,bırakmalı mısın?hayır!seviyosun da!laanet!
işte yazılar boyu ya da bilmemneler boyu kendimi mahkum ettiğim yalnızlığın kokusu yine geliyor.dedim ya.çekip gitmelerin kadınıyım ben,biraz daha hissizleşirsem evlenirim bile.
anlıyo musun beni okuyan?
hoşçakal.
not:belki de bi gün ağzım kulaklarımda taksimde yanımda o adamla yürüyor olacağım,haftalarımı onunla geçireceğim.sonra bi gece yine yalnız kalacağım,sonra yine.
anlıyo musun beni okuyan?

17 Oca 2011

hayat büyüyor,biz de büyüyoruz.kimse beni anlamasın,tahammül de edemiyorum zaten.

ı need these covers.

16 Oca 2011

küçük köşe yazısı tarzında ilginç tespitlerle yazılar yazamadım hiçbirzaman,benim hayatımda bi ağırlık var.ne olduğunu bilmiyorum ama,yavaş,sakin,biraz eğlenceli,ama huzur kelimesinin çok kullanıldığı durumlar,aşırı duygusuzlukla,ruhunu kaybetmemek arasında kalmışlık.
romantizme aşırı alerjik bakarım mesela bana göre değil.ama bana hassas davranılmasını isterim,herşey geyik olmamalı,hep insanlardan uzaklaşmalıyım,hep ama,hep kendimi yalnızlaştırmalıyım.bu 'benim' çünkü,insanlarla vakit geçirmeliyim ama yalnızlık hep olmalı,ortak ikili hayallere gelemiyorum,boğuluyorum.ondandır ki bitiririm gider arkadaşlıklarımı.tabi istisnai bitirdiğim arkadaşlıklarımda var.terbiye sınırını aşan hareketlerini kaldıramadığım ama kimseye de söyleyemediğimde tek kelime etmeden çekilirim,tam çok mu mükemmeliyetçiyim derken bu insan terbiyesiz olduğunu türlü yollarla kanıtlarsa pişman da olmam arkadaş!
al götür beni sevgilim buralardan.uzaklara,çok uzaklara...yalnız ikimiz kalsak sıkılmam diyorum ya ondan diyorum işte.biz seninle herşeyi tertemiz yaşıyoruz.özlem acıtan bi duyguymuş hırçınlaştıran huysuzlaştıran,sigara dumanına boğan bi duyguymuş,kalabalıklardan beter.

11 Ara 2010

hava hafif kararmak üzereyken,ışıklar henüz yanmamışken camın kenarında karşılıklı birer sigara içtikten sonra,bi kanepeye sığışıp akşam kestirmesi yapmaktır huzur,
1.ayını yorgunluktan ölesiye kadar kartopu savaşı yaparak bembeyaz kutlamaktır aşk.
bu işte hayat.tüm sıkıntılara rağmen aşktır seni ayakta tutan sabah kalktığında bi kez daha sarılıp tekrar uyumaktır huzur.yemek yemek bile anlam kazanmıştır.bu şehir dünyanın en güzel şehri olmuştur.herşey bundan ibarettir,sonu nasıl olursa olsun.

13 Kas 2010

ancak bu kadar mutlu olabilirdim ve bu kadar mutlu oldum,ve ancak bu kadar mutluyken yazılmazdı yazı.ve ben de yazmadım.şehir insanlarla güzelleşirdi evet böyleydi.hatta biriyle ve bunu bekliyormuşsun meğer.

23 Eyl 2010

ben buna mahkumdum

sadece 15 dakika gözlerimde biriken hüznü bırakabilirdim.sonra tekrar eğlenmeye devam etmeliydim.her defasında kimsenin hayatına grilikler yükleyemezdim.
mutluluk anlık,hüzünler kalıcı olurmuş.birden kahkahayla gülerken içini acıtan şeyler aklına gelirse o zaman kalıcı olduğunu anlarmışsın.hüzünlüyken eğlenceli şarkılar dinleyemediğin gibi,mutlu anlarını tepiştirmezsin ki hüznün içine.mutluluğun içine birşey karışmıştır muhakkak.
pislik fazla.yalnızlık daha da fazla.istanbul'un kalabalığı bile yok edemez bunu.mahkum olduğum şey değişmeden sürecek olan hayatım,bana yine yazdırıyor.eğlenmek.heyecanlı,a bu ne bunalım artık!, dediğim anları hep sayarak hatırlayabilmişimir.belki ben mahkum etmiştim kendimi,belki de başından beri mahkumdum

23 Ağu 2010

uzunca bir süreliğine yok oluyorum sanırım,belki ev arkadaşımla güzel evimize köpek ya da kedi almak yerine internet bağlatırsak yine sürekliliğim olabilir ama o cağnım köpeği kediyi bırakıp da bu lanet teknolojik hayatı seçeceğimi hiç sanmıyorum.belki para "bol"gelirse ikisi birden!(ah ah nerde bizde o şans!)
not:hayvan almaktan bahsetmişken mis gibi hayvan barınakları dururken yüz milyonlar döküp hayvan alan gösteriş meraklıları;sizden yalnızca tiksiniyorum:)
hoşçakalın.

11 Ağu 2010

yine bir başlık

*gençler;altta iki kişi benim güzel dizimin güzel repliğinden bir parçasını beğenmemiş,bi de yorum yapın niye diye,gereğinden fazla sürrealist cümle.benim cümlem değil o lan!o yüzden beğenmedim denmez.günahmış ramazan önü.
neyse sonra izlediğim türk dizilerini çıkardım birkaç gündür kafamda.a şu da vardı a bu da vardı.kimisinin tekrarını yakalayıp tutulduğum,çünkü çok küçükken yayınlanmış,kimisine üç bölümde tutulduğum ama direk kaldırılan bi daha unutamadığım.dipte köşede kalmıştır çoğunlukta,ben kuruturum adını andığım bişeyi.

birincisi "nasıl evde kaldım" diye bi dizi.nejat işler,tamer karadağlı,lale mansur vs. diye giden kaliteli bi yapımdı,bridget jones tarzı derlermiş bilemedim.severek izledim.

ikincisi üç bölümlük "adı aşk olsun" fikret kuşkan'la mine tugay'ın oynadığı,işte tam da bu dediğin;

"Hiç Kimse

Sevgili hiç kimse sana bu mektubu heryerden ve bütün zamanlardan yazıyorum , dünyamıza girdiğinden beri biz , yani kuşlar böcekler ağaçlar ve henüz konuşmayı beceremeyen nesneler hepimiz çok mutluyuz.
Bütün dillerde yorgun bütün dinlerde allahsız gerisi bütün cümlelerde öznesiz , geçmiş zamanlarda sensizim şimdi gecenin dibindeyim
biraz hüzün biraz kalabalık alkole boğulmuş arkadaşlıklar ve sen geliyorsun aklıma , sen
öyle senlerden değil hiç tanışmadan tanımanın bütün hallerini sevecenliğe dönüştüren sen.
Bir martı olsam gönlünde uçsam su sesine susasam
gelip kuytunda uyusam , bir şarkı olsam şarkta yasak olsam kulağında kalsam , ölsem önemsemesen sevsem bilmiyorum deyip çekip gitsem , her şeyi herşeyden başka seni çok sevsem ... kimseye söylemesem...")

.bunun gibi mektup ve cümlelerle gönlümüze taht kurmuş dizidir.genellemeyi hiçbir zaman sevmedim ama işte.izlenen dizilerin durumuyla alakalı olarak bitti.
sonra kenar mahalle huzuruyla ve hüznüyle karışık;yeditepe istanbul,şaşıfelek çıkmazı ve sultan makamıgiriyor devreye.hep izle diye yapılmış,her yaz sezonu mutlaka birinin tekrarı çıksa diye beklediğin şeyler bunlar.
.bir de gözyaşı çetesi vardı.sır dolu insanlar vardı.farklı ilişkiler kurduran,aşk tesadüfleri sever misali şeyler vardı bunda da.hiç bi sınıflandırma yapamam sevdiğim şeylere onu anladım,türk,yabancı,depresif,heyecanlı,mutlu,umutlu,umutsuz.karmançorman.izlediklerim dışında müzik de öyle,kitaplar,insanlar.
sadece hayatımdaki en önemli kelimenin huzur olduğuna karar verdim."sağlıktan paradan da önce,kendi kendine olan huzurunu sağlamış insanlardır mutluluğu yakalayanlar"diye düşündüm.sonra muhakkak benden önce birileri düşünmüştür bunu yine;yakın zamanda öğrenirim diye de düşündüm..
sonra çok basit sıradan bi ütopya düşündüm..tüm insanlarını tek tek yarattım kafamda.sıradan,küçük ayrıntıları seven insanlar..hepsine garip takıntılar yakıştırdım.ilkbaş arındırdım hepsini ama,mutluluğu anlatarak ve dinleyerek bulmalarını sağladım ilk baş...doyumsuzluklarını aldım.öyle yaptım işte.sevdim sonra içlerinden birini..sabaha kadar muhabbet ettim onunla.anlattı,anlattım,sonra yine gittim.hep gittim.pişman da olsam,ütopyamı bile kendim bozdum.
suçluyu kendim yapmayı.böylece çekilmenin kolaylığını yaşamayı sevdim.belki..

2 Ağu 2010

murathan mungan

bir yıl daha bitiyor
İşte bu kadar duru, bu kadar yalın
bu kadar el değişmiş
sıradan bir gerçeği daha
kolları bağlı hayatımızın
bir şiire nasıl dahil edilir bir yılın son günleri
her sonda, her başlangıçta ve her defasında
alır gibi bir başkasını karşımıza

herneyse.